3 Ocak 2012


 Daha önceki yıl başlarına hep ailemle beraber kös kös oturarak girdim ben. Bu yüzdendir arkadaşlarımla öyle eğlenmek fikri hep içimde ukte idi; lakin evlatlık hissi ağır bastığından hiç böyle ben dışarda kutlayayım gibi bir talebim olmadı onlardan. Onlar hallerinden memnun, ben onların memnunluğundan memnun, öyle geldi geçti 21 yıl... Sonra cansu dedim bir kez de kendin için bir şey yap şu yıl diyip ve o beni kısıtlayan evlatlık iç sesini bir süreliğine susturarak başladım on küsur saat süren yolculuğa. Başıma neler neler gelmedi ki, ayakkabım mı kopmadı dersiniz, lensim mi yırtılmadı...
Tüm o aksiliklere rağmen -ki ben bunu nazar olarak nitelendiriyorum- her anı keyifli dört gün geçirdim... Ah sanırım nereye gittiğimi söylemedim henüz. Bolulu Hasan Usta'nın köyden indim şehire mantığında İzmir'e zengin olmak için yerleşip burada tatlıcı zinciri kurmasıyla başlayan öyküsünden bahsedersem anlarsınız sanırım. Gidenler bilir bizim Bolulu Hasan Usta Bolu'da tanınmıyor bile. Oranın Can Ciğer'i var adım başı ve tabi Bolu'nun gelişmesini sağlayan hizmette sınır tanımayan İzzet Baysal'ı. Ve eğer bir gün yolunuz Bolu'ya düşerse kafe olarak restore edilmiş Tabaklar (Debbağlar) Hamamına mutlaka gitmenizi tavsiye ederim!
Bolu'ya ilk ayak bastığımda karlar erimiş, geriye de soğuğu kalmıştı. Kara özlem duyan, hayatı boyunca hiç kardan adam yapamamış sıradan bir izmirli olarak hüsrana uğramıştım; ama Abant'a gittiğimizde dizime kadar olan karı görünce içimdeki çocuk pörtleyiverdi bir anda. Her güzel manzarada yanımda oturan Denizoğlan'ı dürterek bak bak ay ne güzel of çok güzel diyişimi tahmin edersiniz, gözlerimin parlamasını, açık kalan ağzımı... Ve Bolu'nun yanı sıra sadece O'nun yanında olmakla bulduğum huzur var bir de bahsetmediğim... 2012 ufak aksilikleriyle büyük mutluluklar getirdi bana, umuyorum ki tüm yılım böyle geçsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder