30 Kasım 2011

Beni mutlu ettiği o anlarda,
Zamanın durmasını diliyorum, bi süreliğine.
Aksine hızlı çekimde geçiyor sanki, bana inat,
Kalbimin bam küt atmasından,
Nefes alıp vermeyi unutuşumdan anlıyorum bunu da.
...

29 Kasım 2011

Parmağında yüzük olan insanları çok kıskanıyorum,
Hayatları mükkemmelmiş gibi geliyor.
Aşk iş güç para her şey onların sanki.
Hastalıkta sağlıkta varlıkta yoklukta bi kere.
Heyecandan mıydı nefes alıp vermeyi unutuşum,
Boğazımın ağrıyışından mı yoksa?

Boyuna yetişmek için mi dik duruyordum,
yoksa yanında olmanın verdiği o güvenden mi?
"Hala hayatının aşkını mı arıyorsun sen ya
4 yılda bir insan hiç mi değişmez?"
Dedi bana küçümsercesine, o pis falcı...
Belki, belki bu sefer olur ya hani, hım?
I ıh deme bana. Tekrar bak nolursun,
Oralarında bir yerlerindedir fincanın,
Sıkışıp kalmıştır benim mutlu yuvam...

26 Kasım 2011

bi kedim olsun istiyorum,
sevdiğimde gözleri kapansın hemen,
kuyruğunu sallasın, gırr gıırr ses çıkarsın.
iplerden yumaklardan oyuncaklar bulayım ona.
çocuğum gibi seveyim, gözüm gibi bakayım istiyorum...
çok mu yani?

Twilight.
Serinin ilk filmiyle kendine hayran bırakan,
"of ya işte bu" dediğimiz, o imrendiğimiz aşk hepimizin.
Sonra bu hikayenin de cılkı çıktı tabiki.
Edward çekti gitti, Jacob girdi işin içine.
Sıradan aşk üçgenleri, arada kalmalar vs.
Bu serinin bana anımsattığı cümle
"En güzel yerinde bitirilmeli bazı şeyler" idi.
Yani ilk filmde.
poker oyuncusu suratı olsa keşke bende de.
hani ne düşündüğünü belli etmeyen tipler var ya hani onlardan.
oysa baksana bana, bana yedi kat el olan otobüs şoförü bile
anlar bana bakınca ne düşündüğümü, "nerede ineceğini bilmiyorsun de mi?" der bazen.
saklayabilsem sevincimi keşke, şapşal bi gülümseme oluşmasa hemen, parlamasa gözlerim.
ya da üzüntümü belli etmesem hiç. büzülmese dudağım da, hiç kimse sormasa bana "nen var?" diye.
acuk gizemli olsam mesela, kartlarımı hep açık oynamasam böyle.
falan...

21 Kasım 2011

Bizim ailede garip garip huylar var yahu. Mesela mı?
1. Babama göre kolonya her derde devadır. Ne zaman yüzümde sivilce çıksa mesela ya da kabarsa bi yerim, babamdan şu cümle duyulur; "kolonya sür geçer"
2. Sofradan kalkarken insanlar "elinize sağlık" "afiyet olsun" der, bilirsiniz. Ben de pıt pıt yemeğimi yiyip bu temennilerde bulunurken annem bu cümlemi asla duymaz.
3. Annemin şarkı mırıldanmasından nefret ediyorum, ona göre mırıldanmak ııııı ııııııı hııııı diye eşlik etmek. Anne yaaa lütfen dedikçe de inadına yapar gibi beni ne zaman görse başlar ııııı hıııı diye.
4. Bizim evde "çok yaşa" demek büyük bir görevdir. Duymadı mı? Bağır. Olmadı mı? Git yanına öyle söyle hadi bakayım...
5. Babama göre her şey "şey"dir. Şeyi şeyden alıp şeye koysana gibi cümlelerini anlamak zordur.
6. Hıçkırık mı tuttu? Sıçtın. Babam sana "helal" dediğinde o hıçkırık geçmeli. Geçmezse sinirleniyor.
7. Annem kurşun asker gibi mübarek, adımlarını o kadar sert atıyor ki o  uzun koridor boyunca tam konumunu tahmin edebilirsin.
8. Babama göre anahtar taşımak çok büyük bir külfet. Cep telefonunun olmaması hadi neysede.
9. Babamın genelde alakalı alakasız her şeye ilk tepkisi "eyvah"tır. "-Cansu yarın dersin kaçta? -6'da baba. -Eyvah! ya da "-Anahtarımı unutmuşum, evde yoksun sandım. - Eyvah!"

19 Kasım 2011

Nasılsınlar sıradan, iyiyimler masuscuktan.
Yanakları birbirine değdirmekten ibaret öpüşler.
Sarılmak yok bile artık.

17 Kasım 2011

"Yar değince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor mihriban
Sevdiğim mihriban"
ne şanslısın be mihriban
kıskanıyorum mihriban
'''

Yengeç kadını ile Balık erkeği

"tencere kapak deyimi bu ikilinin ilişkisine cuk oturmaktadır kanımca. Tutumlu ve anaç yengeç kadını, hayalperest ve savurgan balık erkeğini kontrol altına alacaktır, bu yönüyle dengelenirler. Ruhen ikisi de ağlak, mız mız insanlardır. Ota boka ağlar, üzülür, darılırlar, bu nedenle birbirlerini anlayabileceklerdir. Yengeç kadını sevgisini belli eder ve asla esirgemez. Balık şımarık bir çocuk gibi, bu sevgi meleğinin kanatlarında uyumayı tercih edecektir. Balık erkeği de deli gibi romantik ve eğlencelidir. Bu yönüyle yengeç kadınını çok mutlu edecektir. Love story onların filmi olabilir, bence bu iş olur."

demiş parmakları öpülesice bir sözlük yazarı. Niye mi? ihiihii!
Bu gün bir arkadaşım bana;
sana bir şeyler olmuş, dedi.
nasıl bir şeyler olmuş, dedim.
bilmem, noldu ki? dedi.
nolabilir ki? dedim.
bilmem, dedi.
iyi mi, kötü mü anlamadım? dedim.
iyi, dedi.
iyi, dedim.
anlaştık.

Bekar olmak zor iş demeden önce "bekar olmak nedir?"le başlayayım.
Efendime söyleyeyim bekar olmak demek
adı koyulan bi ilişkiye sahip olmamak demektir.
Bazen senin gönlün kayar yakınlaşırsın, o kalp kalp zamanlar hani,
bazen de işin içinde öyle kalp kalp bi durum yoktur seni yakıştırırlar.
Bekarsın ya hani, olur böyle şeyler.

Hatta bazen, durum hangisi olursa olsun,
Dışarıdan bakana hepsi bir ya sonunda,
hadleri ve hakları olmadan senin hakkında olup olmadık şeyler söylerler etrafta.
Çoğunlukla bu densizler eski sevgililer olur, çekememezlik olur, kıskançlık olur.
Kulağına da gelir elbet.
Sonra ne mi olur?
Boku çıkar. Can sıkılır. Kafa göz patlatılır. 
Gerekli açıklamalardan sonra,
Yazının başında bahsettiğim o cümleye geldi sıra;
Bekar olmak yorucu iş azizim...

Niye mi yazdım bu yazıyı?
"Herkes işine baksın." demek için.

Not: Dedikodu yapmayın demiyorum.
Götünüzden -yazcam bunu açık açık, yok öyle g*t demek, hatta göt göt göt- sallamayın yeter...

16 Kasım 2011

Gün içinde yaşadığım birbirinden lanet olayları anlatmak yerine,
gecenin bu saatinde canchuv'un çıkış noktasını, benim için önemini,
ingilizce özentiliği gibi bir amacımın olmadığını falan anlatmaya kalkıcam size.
Başlıyorum.

Ben daha el kadarken abim bana "Cançu" derdi hep,
Şimdilerde abim dahil pek kimse bana böyle seslenmiyor ama
Arada ben kendime "cançu hadi bakalım" diyerek gideriyorum o eski özlemini. Neyse.
Daha ilkokul 5 falanım, abim o zamanlar üniversite için Muğla'ya gitti.
Selami Şahin dinliyorum masasının altında saklanıp
"Özledim teninin kokusunu özledim ühühü" diye zırlıyorum,
Böyle annemin abime gönderdiği pasta börek kutularının içine kokulu renkli mektuplar falan koyuyorum.
E kolay mı? Her kızın süper kahramınıdır abisi.
Abim de mektupla uğraşacağına, zaten annem de öyle çok yemek göndermiyor kargoyla,
bana mail at dedi canın istediğinde.
Ve "canchuv" adında ilk mail adresimi aldı.

İşte o gün bu gündür, benim her koşulda kullanıcı adım budur.

15 Kasım 2011

Acaip yazmak istiyorum şuan
Yazarken rahatlamak
Bir sürü küfretmek sonra
Ama yazamam ki
'''
Hani toplu taşıma araçlarıyla uzun yol gitmenin verdiği sıkıntıyı bilirsiniz hepiniz.
Hele ki elinizde okuyacak bir şeyiniz yoksa ya da
artık pıt pıt birileriyle mesajlaşma çağını geçtiyseniz veya başınızın bağı çözülmüşse...

Bazen dedesinin kucağında oturan küçücük bir çocuğu izlersin
Ya da belki tipitip birine takılır gözlerin
Bazen de gözlerin dolar herkesin içinde aklın takılıp kalmışsa bir şeye
Kızların o bitmek bilmeyen dedikodularına maruz kalırsın bazen
Bazen de yanındaki senin yerini de işgal eder sıkışıp kalırsın olduğun yerde...

Neyse bugün metroda giderken ve bunları düşünürken;

14 Kasım 2011

Resmimi çok çeken olmuştur da;
benim hiç falancaya teşekkürler ya da
bilmem ne photography diye
altına yazdığım resmim olmadı.
Ama var bikaç tane
bana çizilmiş resimler,
altına ad soyad imza aldığım.
Panomda özenle sakladığım...

13 Kasım 2011

 
30 days of night'ı izlerken dün,
Düşündüm ki insan kendi başına gelmeden anlamıyor hiçbir şeyi
Nerden mi çıktı bu? 
Baksanıza bi ısırıkta, hemen kan kan demeye başlıyosun
Hani bi tiksinme süreci, lan noldu bana demek yok...
"Eben -Herifin adı bu- gel gitme, açım ben açım, kanını iççem senin"

Not: Güzel film, tavsiye ederim...
Sizin de ara sıra boşuna yaşadığınızı düşündüğünüz olur mu,
Bir kısır döngüde olduğunuzu falan?
Sürekli bi koşuşturmacanın içinde olduğumuzu, bizi ayakta tuttuğunu,
düzen sağlayan şey o olduğunu düşündünüz mü hiç mesela?
Okul olsun iş olsun, evlilik çoluk çocuk olsun...

Hiç 50'me gelince ne olacağım dediğiniz oldu mu peki?
Anne ve babanıza bakıp,
Aslında artık hiç hayalleri, hayattan beklentileri olmadığını,
Artık tek dertlerinin sizin geleceğiniz,
ya da yemediğiniz o köfte olduğunu düşündüğünüz oldu mu?
Ya o sürekli domatesin tüm marketlerdeki fiyatlarını bilmeyi,
mynette okey oynamak, sürekli yerleri silmek gibi işleri
sırf günü çekilir kılmak için yaptıklarını düşündünüz mü?
Peki ya kendinize bakıp da aynı şeyi düşündüğünüz oldu mu?
Daha 50'nize gelemeden aynı uğraş peşinde olduğunuzu...
Benim oldu. Sizin olmaz umarım.

12 Kasım 2011

Fevri davranıyor çoğu zaman
Ama buna kızmak yerine sevinmelisindir belki
Durup azcık düşünebilseydi olanları
Çoktan yakardı gemilerini
Kim bilir?
Maillerimi kontrol ediyordum, rutin günlük işlerden biridir ya hani.
Twitterdan mail gelmiş; diyor ki patronun yeğeni seni takip etmeye başladı!

Bana orta okul zamanlarımı hatırlattı. Lgs vardı o zamanlar, bilen bilir lise giriş sınavı. Evim yakıncacık diye Körfez dershanesine gittim ben, Poligon'dakine. Gene bilirsiniz mutlaka abiler ablalar vardır orada, doluştururlar sizi bir eve. Ders mers çalıştırırlar, sonra da ibadet... Baktılar ben namazdan niyazdan anlamam, o taraklarda bezim yok, beni bi kere bile çağırmadılar! Hep merak etmişimdir halbuki noluyor orda diye, aslında tam da beyin yıkama çağındayım, niye çağırmadılarsa... Neyse.

Tabi bizim dershane ile "Zaman gazetesi" aynı yolun yolcusu. Hiç unutmuyorum her çarşamba zamanın -ay hiç büyük harf falan kullanamıcam adına, hatta dur minnacık yazcam hıh- verdiği soru kitapçıklarından sınav olurduk. Bizde akıllılar her hafta gider cevap anahtarını gazete bayiinden alırdık. Tabi anlaşılmasın diye, herkes kendi kapasitesine göre doğru/yanlış yapardı. Millet soruları çözerdi, biz kaç doğru yapsam diye hesap yapardık... Her hafta birimiz birinci falan olurdu, öyle şeyler. Bazen derdik "aaay ben bu hafta kendim yapacağım, almıcam gazete." Yalan tabi, uğraşmak zor gelince dürtüklerdik alanları, cevap anahtarını gönder diye.

Neyse bir gün içimizden bi "akıllı" gitti hepsini full yaptı. E be kızım senin cürmün ne ki hepsini doğru işaretlersin? Tabi Gülsüm hoca çaktı durumu, topladı bizi yanına, bi güzel kalayladı. Sonra bu soru kitapçık cevap anahtarı devri kapandı, biz paşa paşa girdik sınavlara...

11 Kasım 2011

Güzelyalı balıkçısını bilirsiniz belki, Mithatpaşa Caddesi'nde, karakolun orada hemen. Heh işte biz o balıkçının üzerinde çatı katında otururduk yıllar yıllar önce. Bahsettiğim bu yıllarda ben ilkokula gitmiyorum, abim de 12-13 yaşlarında sümüklü bir velet daha...

Benim çocukluğum abimin yaramazlık hikayelerini dinleyerek ya da onlara ortak olarak geçti.

Banyomuzu hatırlıyorum hayal meyal, büyükçeydi mavi seramikti her yer. Mavi küvetimizin yanında benim lazımlığım dururdu, pembe küçük bi şey. Popom da tabi küçüktü o zamanlar. Onun biraz ilersinde de çamaşır makinemiz vardı, üzerinde büssürü deterjanlar bilmem neler. Mantıken -abimin mantığı tabi bu- bir temizlik deterjanı güzel temizliyorsa, üç dört tanesi birlikte daha güzel temizler. Biz de birleştirip, yok güneşte bekletip, yok su ekleyip "süper deterjan" yapmaya çalışıyorduk.

O zamandan belliymiş abimin akıllı yaratıcı biri olacağı. Bense hep suç ortağıydım işin uygulama taraflarında ve hep pataklanırdım. Hiç unutmuyorum bir keresinde naptıysa artık, kafam yamuk kalmıştı, düzeltemedim bi' süre öyle sola yatıyodu hafif. Sonra yatağın üzerine çıkardık mesela, sözde dövüşeceğiz abimle, ama o beni pata küte döverdi. Gözüme boncuk mermi atmışlığı da var, uzar gider böyle... Abim akıllı yaratıcı komik mükemmel biriyken, ben oldum mal. Sanırım psikologlar çocukluklara inmekte haklı. Genetik menetik yalan.
Hayatıma giren insanları, yolda görmek üzerinden kategorize ettim;
1. Tanımıcaklarım -hatırlamıcam bile o derece-
2. Tanımakla tanımamak arasında kalacaklarım
3. Tanıcaklarım -öyle o kadar sırf tanımalık bunlar-
4. Selamlaşacaklarım -kafa oynatarak, göz kırparak ya da ne bileyim merhaba falan deriz belki-
5. Karşı taraf şu yukarda belirttiğim davranışlarda bulunmadıkça kılımı kıpırdatmayacaklarım
6. Karşı taraf şu yukarda belirttiğim davranışlarda bulunursa kılımı kıpırdatmayacaklarım
7. Ayak üstü beş on dakika muabbet edeceklerim
8. Ayak üstü bi iki dakka konuşup "bir gün görüşelim" safsatasıyla ayrılacaklarım
9. Boyunlarına atlayacaklarım
10. Boyunlarını kırmak isteyeceklerim
Böyle.
"Ben ilerde çocuğum olunca onu anlayacağım" diyorsundur.
Deme. Anlamayacaksın çünkü.
Sen de o üf dediğin annen gibi davranacaksın ona.
Zaman değişir çünkü hep.
Sen daha aranda beş yaş olmasına rağmen,
Zamane liselilerini anlayabiliyor musun ondan haber ver?
Ben şahsen öyle kızım olsa,
"okumaya mı gidiyosun sen bu kılıkla, yoksa ırıspı mı olcan başıma" derim.
Derim yani.

10 Kasım 2011

Sene 1999. İlkokul zamanları.
Müfettiş gelir, liste başındaki ilk öğrenciyi kaldırır.
Kız kalkar, ufacık yüreği güm güm heyecandan.
Gösteriş olsun diye dizilmiş o iki rafı işaret ederek sorar;
"Kitaplıktan hiç kitap alıp okuyor musun bakayım sen?"
Kız "hayır okumadım öğretmenim" der.
Doğru söylemiştir söylemesine de,
Yerine oturduğunda arkasından dürter arkadaşları;
"Hoca kızıcak sana!"
Müfettiş gider, liste başı ufak kızımızı öğretmeni kaldırır ayağa.
Cevabını herkesin bildiği o aynı soru, bu kez farklı ses tonuyla sorulur;
"Sen hiç kitap okumuyo musun bu raftan!?"
Kızda aynı kalp atışı; güm güm güm...
Kızda başka cevap; "okuyorum öğretmenim"...



Ne zaman kırmızı chevrolet görsem
İçim titrer benim
Belki en büyük hayalimin bir parçası olduğundan,
Belki de o hayale artık çok uzak olduğumdan.
Bilmem.

Sen de bilmezsin.
Kıçı kırık bi sünnet arabası sanarsın, öyle ardından baktığım...



9 Kasım 2011

Herkes kendine göre haklı iken,
Nasıl kızılır ki bir insana?
Kızsan bile eline ne geçerki?
Belki anlamsız bi özür.
Öyle o kadar...
Aslında hiç bir şey iyi veya kötü değildir
Her şey bizim onlar hakkında ne düşündüğümüze bağlıdır
W. Shakespeare




Beni yeni yeni tanıyan bir arkadaşım bikaç ay önce bana;
"İçtenliğine lafım yok; ama gülmek için neden arıyorsun sanki,
Sanki içinde binbir dertle boğuşuyorsun" demişti.

"İç dünya" kavramı
Şu dediğin gibi buz dağının görünmeyen kısmı
...
Göstermiyorsan ne mutlu sana.
Ne garip şey konuştuğun her insana "canım" diye hitap etmek,
Ya da sırf o an adını hatırlayamadığı birine "tatlım" diyerek karşılık vermek.
Ve ne küçük düşüren bir şey seni, görünce yüzüne bakmadığın birine sırf işin düştü diye canım ayağı çekmek.
Benim de acaip s*ktir çekesim var o canı olduğum insanlara...
Herkes herkesi sevmesin gerek yok
Adam azaldı sevgi elden gidiyor
Özdemir Asaf

Sandık içi - Ersin Karabulut

8 Kasım 2011

Evlenmek kolay şey adamım,
Evlenilecek adamı bulduktan sonra...
Acele etme, daha yaş 21!
Ne 21 mi?
Hiihh! Sen daha yolun en başındasın,
Elalem koca buldu da evleniyor bile...
Sizin hiç 40 derece ateşle dört gün yattığınız oldu mu? Peki ya hastayken hiç mutfağa gitmeye haliniz olmadığından dolayı yere düşüp, bi lokma kuru ekmek için hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar mideniz boş olduğu oldu mu?

Benim oldu.
Sizin olmaz umarım.
Heatherimi (ben de ne demek olduğunu yeni öğrendim, bilmiyorsan tıhla diye de url verdim ahada.) mavi mavi masmavi gözlüm yapmış bana süprüz olarak. O kadar üzgün geldimki Ürkmez'den, can sıkıntısından sağa sola saldıracakken, hoooop kafa dağıldı...
Ben kendimi bildim bileli Ürkmez'de evimiz vardı. Daha okuma yazma bilmiyordum orada sitenin veletleriyle saklambaç, yerden yüksek falan oynardım... Öyle eski ki oradaki dostluklarım, bir bilemedin iki yıl hiç görmesem hiç konuşmasam, görüştüğümüz zaman gene aynı samimiyetle hararetli hararetli konuşur dururuz hiç susmadan...

Yaz başında satılamayan evin satılacağı tuttu. Hiçbirimiz üzülmedik. Muabbeti bile geçmedi öyle o derece, biliriz kopmayız biz. Yazın denize gidemedim, koymadı. Onların gezerken tozarken resimlerini gördüm, koymadı. Beni aramadılar, koymadı. Ama bugün oraya gittiğimde öyle bi koyduki! Öyle bir koyduki!

Evi satın alan hırbo evimizi öyle bi hale getirmiş ki. Arka bahçemize beton dökmüş, çitlerimizi yıkmış. Annemin evi aldığımız zaman diktiği, benimle beraber büyüyen şeftali ağacımız hastalık kapmış, kurumuş, eciş bücüş olmuş. Yaseminlerimiz, güllerimiz açmaz olmuş, biberlerimiz üzerlerinde kurumuş, çim bile küsmüş, kara toprak kalmış...

Annemin alıpta güneşe çıkarmaya kıyamadığı, salona kurduğu o salıncağı balkonda yağmurda çamurda çürümeye terkedilmiş. Kış günlerinde gittiğimizde ellerimi ayaklarımı yapıştırdığım, önünde barbi bebek oynadığım o emektar kutucuk sobam da öyle. Ve yatağım! Benim rahat, güzeller güzeli yatağım da balkondaydı. Üstünde ananemden kalma yatak örtümle beraber...

Benim güzel çocukluğumun geçtiği o güzel evimin geldiği o hali görünce tutamadım kendimi, gözlerimden yaşlar süzüldükçe öfkelendim. Öfkelendikçe "Evi eşyalarla satalım diye babamın kıçını yaladın,eşyalarımıza böyle mi bakacaktın it" diye söylendim durdum... Muhtemelen orada olsalardı, çıkışırdımda ver evimi, ver eşyalarımı geri diye!

Ne yaşayamayacağım o üç ay tatillere, ne kışın gidipte kafa dinleyeceğim o kaçamaklara, ne de sık sık biraraya gelemeyeceğim arkadaşlarıma üzüldüm... Sadece yitirmiş gibi, eksik gibi hissettiğim o çocukluğum... Anılarım...

Bu aralar çok üzülür oldum zaten, çocukluğuma... Anılarıma...
Sınavlar
yakın
da?
 '''

7 Kasım 2011

Hayat Dediğin ...
Lisede bir sümsük kız arkadaşım vardı. Arkadaşım dediğime bakmayın, hiç arkadaşı yoktu bu sümüklünün! Çıtı pıtı, süpürgemsi upuzun saçlı, yarı burun yarı insan. Altı kaval üstü şişhane derler ya, heh öyle giyinirdi. Kafasına kırmızı taç takar, mor kazak altına da mavi pantolon geçirirdi. Kafanızda canlandırabilirdiniz mi? İşte bu yarım akıllı, iki lafı bi araya getiremeyen kızzzz..

Gitti hem zengin hem kaslı maslı güzel bir çocuğa kapak attı. Bide çocuk peydahladı. Çocuğu da şeker mi şeker, babaya çekmiş, okka gibi ağzı burnu. İnsanın severken öldürebileceği cinsten.

Tam biiir buçukk yıldır içinden gülücükler kalpler fırlayan resimlerini Facebook'ta yayınlayıp hepimizi orta yerimizden çatır çatır çatlatıyo! Son resimlerde gördüğüm kadarıyla o burnuna estetik de yaptırmış. O ayrık çirkin dişlerini de yaptırır yakında ohh para bok tabi.

O kadar kıskanıyorumki, haftada bir mutlaka baktığım o güzel resimlerinin bir tanesini bile beğenmedim! Sinirimden geçenlerde doğum gününü bile kutlamadım! Ne kutlucam bee.

Ooof allahım madem çirkin yarattın beni, benim çirkin şansım nerde, hı?

Not: Evet hepsi doğru, bu derece kıskanıyorum o sümüklüyü. :(
Sadece adını soyadını bilmek, o insan hakkında sayfalarca bilgi sahibi olmamıza yetiyor.
Nelere gülüyor neleri beğeniyor, neler düşünüyor?
İlişkisi var mı yok mu, kimlerle takılıyor, nerelere gidiyor?
Hepsi için bknz: Google, Youtube, Foursquare, Twitter, Blogger ve vazgeçilmez Facebook!
Profili mi kapalı? Merak etme dünya küçük, bir sürü ortak arkadaşınız var!
Ne o, çabuk mu sıkıldın? Çıkar arkadaşlıktan...

Şimdilerde hepimizin bir tuhaf olması yüzden. Paylaşıma sırf internet üzerinden açığız!
 Scrubs izleyeniniz var mı bilmem.
Tanıştırayım bu şahıs Dr.Perry Cox!

6 Kasım 2011

Benim yabancı müzik kültürüm yoktur, sözlere önem verdiğimden Türk müziklerine takılıp kalmışımdır; ama öyle biri var ki... Öyle güzel bi ses var ki, gram ingilizce bilmesen de, anlamasan da; o alır götürür upuzaklara...
Kim mi bu adam? James Blunt! 

Siz de dilerseniz uzaklara gitmeyi, All the Lost Souls albümünü tavsiye ediyorum! 

Ayrıca şundan da bahsetmeliyim. Canlı performans videolarından nefret eden biri olarak, özellikle bu adamın canlı performanslarını dinlemekten zevk alıyorum.
Bu videoyu izlerseniz ne demek istediğimi anlayacağınızdan eminim!

İyi Bayramlar! 

Not: Mesajların sonuna ad soyad yazmayı unutmayın, numaranız silinmiş olabilir.
Sonrası bilindik telefonumu değiştirdim/bozuldu hikayesi...
Şu hayatta öyle şeyler vardır ki
adamı meşe palamuduna sevdalı şapşal Scrat'a çevirir
ruhun duymaz...

Özellikle ödüllü Ice Age Karakter Testi'ni çözen deli dolu Sid kafasındaki arkadaşlara tavsiyemdir.
Muma dönersiniz aman diyim...

Nokta.
Mavişin blogundaki Ice Age karakter testini çözerken, fark ettim ki benim eskiden kalma bir blogum varmış.
Küçücük fıçıcık içi dolu turşucukmuşum ben!

Bu vesileyle ben de bloggerlığa geri dönüyorum...

Neler yazarım, hatta yazar mıyım onu da bilmiyorum... Zaman gösterecek!

Demem o ki, merhaba yeniden!