Maillerimi kontrol ediyordum, rutin günlük işlerden biridir ya hani.
Twitterdan mail gelmiş; diyor ki patronun yeğeni seni takip etmeye başladı!
Bana orta okul zamanlarımı hatırlattı. Lgs vardı o zamanlar, bilen bilir lise giriş sınavı. Evim yakıncacık diye Körfez dershanesine gittim ben, Poligon'dakine. Gene bilirsiniz mutlaka abiler ablalar vardır orada, doluştururlar sizi bir eve. Ders mers çalıştırırlar, sonra da ibadet... Baktılar ben namazdan niyazdan anlamam, o taraklarda bezim yok, beni bi kere bile çağırmadılar! Hep merak etmişimdir halbuki noluyor orda diye, aslında tam da beyin yıkama çağındayım, niye çağırmadılarsa... Neyse.
Tabi bizim dershane ile "Zaman gazetesi" aynı yolun yolcusu. Hiç unutmuyorum her çarşamba zamanın -ay hiç büyük harf falan kullanamıcam adına, hatta dur minnacık yazcam hıh- verdiği soru kitapçıklarından sınav olurduk. Bizde akıllılar her hafta gider cevap anahtarını gazete bayiinden alırdık. Tabi anlaşılmasın diye, herkes kendi kapasitesine göre doğru/yanlış yapardı. Millet soruları çözerdi, biz kaç doğru yapsam diye hesap yapardık... Her hafta birimiz birinci falan olurdu, öyle şeyler. Bazen derdik "aaay ben bu hafta kendim yapacağım, almıcam gazete." Yalan tabi, uğraşmak zor gelince dürtüklerdik alanları, cevap anahtarını gönder diye.
Neyse bir gün içimizden bi "akıllı" gitti hepsini full yaptı. E be kızım senin cürmün ne ki hepsini doğru işaretlersin? Tabi Gülsüm hoca çaktı durumu, topladı bizi yanına, bi güzel kalayladı. Sonra bu soru kitapçık cevap anahtarı devri kapandı, biz paşa paşa girdik sınavlara...
Gene bir gün sınavdayız, ama seviye tespit, sınıfların belirleneninden, ben de kapının önündeki ikinci sırada oturuyorum. Arkadaşlar çıktı tam kapının orada bekliyorlar. Bende kapının önündekilere taaam "matematik" diyordumki, dememe kalmadı hoca gördü, aldı benim kağıdımı neyimi. Şimdi sınıf düşmeyim diye de yusuf yusufum.
Ne diyeceğim bizimkilere? Gittim eve, ağlaya ağlaya "anneeea hoca benim kaaağdımı aldııı böhühüh ben de bekleyin beni gitmeyin diyodum onlara ühühüğ ama kopya çekiyorum sandı hııııck!" Annem de tuttu kolumdan doğğru dershaneye, şimdi geri adımda atamıyorum. Çok yakışıklı bir matematikçi vardı, yeşilçam artisti mübarek, uzuunca boylu yeşil gözlü, siyah kısa saçlı... Oyy unutmamışım.. İşte çıktık onun odasına, babam diyor böyle böyle, çağırdılar hocayı mocayı.
O diyor gördüm duydum matematik dedi.
Ben diyorum matematik demedim der miyim niye diyim ühühüü.
Neyse sonunda sınıf düşmekten paçayı kurtardım tabi.
G.tüm sıkışınca fena rolüme kaptırmışım kendimi...
Aay patronun yeğeni ne alakaydı ki bana bunları anımsattı şimdi?
Heh müdürün oğlu tabi ya.
Hey gidi günler...
O da başka bir yazının konusu olsun.
Şu kadarını söyleyeyim
2003 hatıra defterimden bir parça;
"Kızım sen ya boyacıya varacaksın ya da kantinciye"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder