31 Ocak 2012
Berlin Kaplanı sinemada izlenecek bir film değil bana kalırsa. Ha dersiniz ki, Ata Demirer için izlerim bayılıyorum kerataya çok tatlı ya da sinemada çalışan bir arkadaşım var beleşten gider izlerim ben, o zaman tamam. Çok paranız varsa da gidin izleyin tabi. Bu üç seçenekte uymuyor mu? Ah o zaman internete düşmesini beklemenizi tavsiye ederim.
Sıradan bir konu üzerinden beklenilenin aksine öyle pek fazla komiklikler espriler neyin olmadan ilerleyen bir filmdi, lakin sonlarına doğru işledikleri aile kavramı, hani şu birlik beraberlik duygusu ile mest etti yahu beni... Ha ayrıca Ata Demirer'in alamancı konuşması gayet başarılı, adam tipitip, n'apsa yakışıyor. Gene de filmi vasatın üzerine çıkarmaya yetemedi, bence.
28 Ocak 2012
Ben bilindiği üzere üniversite son sınıf öğrencisiyim. Umuyorum ki bundan yarım dönem sonra elime diplomamı alacağım. Alırım almasına da önümde kocaman bir engel var. Ne mi o? Genel kimya 2! Bu birinci sınıf dersini, ben yıllardır veremedim gitti. Çok çalıştım çabaladım sanılmasın, hiç umrumda olmadı; ama şimdi mezun olma derdi sardı dört bir yanımı, vermem gerek bir şekilde. İşin kötü tarafı, sistem de değişti. Yıllardır veremediğim bu dersi, şimdi İngilizce olarak alacağım ve 60'lık sistemde vereceğim. Ne dediğinizi duyar gibiyim! Evet haklısınız, bok veririm, nereye veriyorum?
Neyse, işte bundan yıllarca evebeynlerimin haberi olmadı. Onlar beni hep ders bırakmadan sınıf geçen çalışkan bir öğrenci olarak bildiler. Ben de artık hazır ailecenek zor zamanlar yaşıyorken, söylesem onların o kadar da gözlerine batmaz diye sinsi bir düşünceyle söyle gitsin dedim kendime. Bela olacak çünkü başıma, biliyorum. Dediğim gibi de oldu, anlayışla karşıladılar. Gariplerimin benimle uğraşacak, bana laf söyleyecek halleri yok ki.
Lakin gene annem şöyle bir kızar gibi oldu, Cansu yıllardır arkamızdan iş mi çevirdin, niye söylemiyorsun kızım sen? diyince, ben de haydi kızım zeytinyağı gibi üste çıkma vaktidir bu diyerek, "Anne sen de o kadar şey alıyorsun, fiyatlarını babama cüzi miktarda söylüyorsun, niye?" "Her şeyi bilmesine gerek yok, niye söyleyesin, kızacak işte belli?" diyince gülüştük. Böylece omuzlarıma çullanan bu yükten kurtulmuş oldum.
Not 1: Şu asittir bazdır, tampon çözeltidir anlayan var mı yahu?
Not 2: Hey sen, var diyen! Ben "bi yardım eli uzatta ben de anlayayım nolur" demeden kapa kapa sayfayı, hadi çabuk!
Not 2: Hey sen, var diyen! Ben "bi yardım eli uzatta ben de anlayayım nolur" demeden kapa kapa sayfayı, hadi çabuk!
Bu resim Haziran ayında İzmir'deki THY'nin 100.yıl kutlamalarında çekildi. Etrafta çeşitli milletlerden pilotlar gök yüzünde yükselip, çeşitli artistik hareketlerle herkesin ağzını açık bırakıyorken, kafasına güneş geçmiş, bulunduğu ortamdan konumdan rahatsız bir kızın yani benim çekmiş olduğum anlamsız bir resim.
Kot benim kotum, konvers benim konversim. Kenardan köşeden kadraja girmiş bir tutam da saçım. Ve kocaman bi' boşluk.
Bazen işte yalnızca bu kadarım.
24 Ocak 2012

Hayatında belkide ilk kez, o gün kabuğuna çekilip herkesi ve her şeyi bi' kenara bırakmakla güvende hissetmedi kendini. Dur dedi, nereye kadar böyle devam edeceksin ürkek kaplumbağa? Zaten yavaş yavaş adımların, birde her tıkırtıda böyle saklanırsan işin iş senin! Bırak bu orman göstersin sana tüm yeşilliğini, artık tasalanma. Ezileceksek hoyrat bir hayvanın ayağı altında, eziliriz napalım...
İşte böyle başladı bizim kaplumbağanın serüveni. Bir tavşanla tanıştı zaman içinde. Öyle iyi anlaştılar ki, kabuğunun ardına gizlenmekte neyin nesiydi artık? Unuttu. Ormandı artık onun evi, güvende hissediyordu kendini. Nasır bağlayan ayakları da açıldı gitgide, gidecekleri yere hep beraber gittiler. Ve hala gitmekteler, uzun ince çiçekli bir yolda...
23 Ocak 2012
Bu gün ilkokulumun önünden geçerken, okul servisinin ön koltuğunu kapmak için canla başla nasıl koşturduğum geldi gözümün önüne. Şimdi hatırlayamadığım bir kız vardı, onunla yarışırdık hep. Onat diye veledin tekini tembihlerdim, bak ikimizde gıcık oluyoruz ona, önce sen gelirsen sen otur o oturmasın derdim. Sonra biz kapınca koltuğu, çak çak derdik bide birbirimize, sırıtırdık ona bakıp. Tüm yaramazlığım tüm cadılığım buydu o yıllarda inanın. Andacımı göstersem size anlarsınız aslında durumu. En yakın arkadaşım, Tuğçe benim için demişki; "Cansu sınıfımızın en sessiz en hanım hanımcık kızlarındandır, öğretmenimiz ona konuşma lafını bir kez bile söylememiştir. Ama hareketli olduğu zamanlarda olur, onu jet hızıyla okulu terkederken görebilirsiniz!"
Ah en yakın arkadaşım demişken, artık beşinci sınıfa geçtiğimizde, Tuğçe bana gerekli önemi vermiyodu. Ceren adında kıvırcık saçlı sümüklü arabik kızın tekiyle takılıyordu. Ben de mektup yazmıştım Tuğçe'ye, aramıza girdi o kara kedi, hani ben senin en yakın arkadaşındım hani?! diye.
Bunlar da kısa kısa hatıralar olsun;
Okulun önünde park etmiş mavi bir arabanın ön camının üzerinden almıştım ilk kar topumu, İstiklal Marşı'nda durmam gerektiğini de aynı yerde öğrenmiştim. Sevdiğim dört göz bilir en doğrusunu diyerek bildiğim matematik sorusunu yanlış yapmıştım. O gün bu gündür kopya dediğin kağıttan çekilir başkasından değil derim. Çocuğun teki saçımı çekiyor diye saçlarımı minnacık kestirmiştim. Hiç bitlenmedim. Şirinlerin çıkartmalarını yapıştırdığım kocaman bir resim dosyam vardı. Resimlerimi abime yaptırdığımı bir gün öğretmenim çakıp elime bi kağıt bide kalem vermişti çiz bakayım aynısını diye. Çizememiştim tabi, hala da çizemem bıraksan, ama resim birebir aklımda hala, kocaman dalgalar ve kocaman bir gemi... Beslenme çantası ve matara hiç kullanmadım, hep özendim ama. Annem çalıştığı için kendi saçımı hep kendim ördüm. Ben ilkokul 4'teydim emekli olduğunda, "yaşasıın saçlarımı şimdi sen mi örcen benim" demiştim...
Ah en yakın arkadaşım demişken, artık beşinci sınıfa geçtiğimizde, Tuğçe bana gerekli önemi vermiyodu. Ceren adında kıvırcık saçlı sümüklü arabik kızın tekiyle takılıyordu. Ben de mektup yazmıştım Tuğçe'ye, aramıza girdi o kara kedi, hani ben senin en yakın arkadaşındım hani?! diye.
Bunlar da kısa kısa hatıralar olsun;
Okulun önünde park etmiş mavi bir arabanın ön camının üzerinden almıştım ilk kar topumu, İstiklal Marşı'nda durmam gerektiğini de aynı yerde öğrenmiştim. Sevdiğim dört göz bilir en doğrusunu diyerek bildiğim matematik sorusunu yanlış yapmıştım. O gün bu gündür kopya dediğin kağıttan çekilir başkasından değil derim. Çocuğun teki saçımı çekiyor diye saçlarımı minnacık kestirmiştim. Hiç bitlenmedim. Şirinlerin çıkartmalarını yapıştırdığım kocaman bir resim dosyam vardı. Resimlerimi abime yaptırdığımı bir gün öğretmenim çakıp elime bi kağıt bide kalem vermişti çiz bakayım aynısını diye. Çizememiştim tabi, hala da çizemem bıraksan, ama resim birebir aklımda hala, kocaman dalgalar ve kocaman bir gemi... Beslenme çantası ve matara hiç kullanmadım, hep özendim ama. Annem çalıştığı için kendi saçımı hep kendim ördüm. Ben ilkokul 4'teydim emekli olduğunda, "yaşasıın saçlarımı şimdi sen mi örcen benim" demiştim...
22 Ocak 2012
Aldığım en güzel hediyedir bu kitap. Onu güzel yapan ise bir gün D&R'da zaman geçirirken "Özdemir Asaf'ın şiirlerini çok seviyorum; ama almak bir türlü kısmet olmadı." diye laf arasında söylediğim bu cümle üzerine, özel olmayan bir günde bana armağan edilmesiydi.
Ne zaman başım sıkışsa, canım sıkılsa, bu kitabın sayfaları arasında kaybolmakta bulurum çareyi. Özdemir Asaf'a, şiirlerine olan hayranlığım bir kenara, ne zaman yalnız hissetsem kendimi, bi yerlerde beni düşünen, beni dinleyen birinin olabileceğini hatırlatır bana.
Nitekim insanlar artık bunu çok fazla yapmıyorlar.
Ne zaman başım sıkışsa, canım sıkılsa, bu kitabın sayfaları arasında kaybolmakta bulurum çareyi. Özdemir Asaf'a, şiirlerine olan hayranlığım bir kenara, ne zaman yalnız hissetsem kendimi, bi yerlerde beni düşünen, beni dinleyen birinin olabileceğini hatırlatır bana.
Nitekim insanlar artık bunu çok fazla yapmıyorlar.
13 Ocak 2012
Daha önce gitmediğim bir şehre, iki arkadaş gitmiştik o yaz.
Hevesler, heyecanlar ve elde malum fotoğraf makinası...
Oysa ben onun resimlerini çekerken ne kadar da özenmiştim.
Ya o ne yapmış? Baştan savma öyle basıvermiş tuşa,
Yatağa uzanıp kumandanın tuşuna basar gibi, lakayıt.
Ya titretmiş ya asıl çıkmasını istediğim,
önünde durduğum o koca manzarayı almamış beni çekmiş sırf,
hatta sözde boydan resim ama ayaklarım yok öyle bilekten...
Makina da benimdi. Deli damarım tuttu, beğendiğim birkaç resmini yollamadım ona.
Keşke diğer resimlerle de oynayıp kırpıverseydim kenarından köşesinden.
Hay kafama, iş işten geçtikten sonra çalış sen anca saksı nolcak!
Hevesler, heyecanlar ve elde malum fotoğraf makinası...
Oysa ben onun resimlerini çekerken ne kadar da özenmiştim.
Ya o ne yapmış? Baştan savma öyle basıvermiş tuşa,
Yatağa uzanıp kumandanın tuşuna basar gibi, lakayıt.
Ya titretmiş ya asıl çıkmasını istediğim,
önünde durduğum o koca manzarayı almamış beni çekmiş sırf,
hatta sözde boydan resim ama ayaklarım yok öyle bilekten...
Makina da benimdi. Deli damarım tuttu, beğendiğim birkaç resmini yollamadım ona.
Keşke diğer resimlerle de oynayıp kırpıverseydim kenarından köşesinden.
Hay kafama, iş işten geçtikten sonra çalış sen anca saksı nolcak!
7 Ocak 2012
Bundan yirmi yıl sonraki halimle konuşma fırsatım olsa, olur ya hani ne bileyim, meraklı gözlerle "mutlu bir yuvan var mı?" diye sorardım hiç şüphesiz. O an aklıma ne iş güç, ne de yaşam standartları gelirdi. Hani şu meşhur "iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta, varlıkta ve yoklukta" meselesi. Sizce de öyle değil midir?
Hmm... Değil sanırım, eh zaman değişti...
3 Ocak 2012
"Waiting for the perfect man" resmini biliyorsunuzdur.
Ben de öyle kuruyup kalacağım diye düşünüyordum yakın zamana kadar.
Sonra huyu huyuma, boyu boyuma, suyu suyuma biri geliverdi.
Gelmesi aslında dört yıl önceye tekabül etse de...
Ah, ben de şaşkınım. :)
Tüm o aksiliklere rağmen -ki ben bunu nazar olarak nitelendiriyorum- her anı keyifli dört gün geçirdim... Ah sanırım nereye gittiğimi söylemedim henüz. Bolulu Hasan Usta'nın köyden indim şehire mantığında İzmir'e zengin olmak için yerleşip burada tatlıcı zinciri kurmasıyla başlayan öyküsünden bahsedersem anlarsınız sanırım. Gidenler bilir bizim Bolulu Hasan Usta Bolu'da tanınmıyor bile. Oranın Can Ciğer'i var adım başı ve tabi Bolu'nun gelişmesini sağlayan hizmette sınır tanımayan İzzet Baysal'ı. Ve eğer bir gün yolunuz Bolu'ya düşerse kafe olarak restore edilmiş Tabaklar (Debbağlar) Hamamına mutlaka gitmenizi tavsiye ederim!
Bolu'ya ilk ayak bastığımda karlar erimiş, geriye de soğuğu kalmıştı. Kara özlem duyan, hayatı boyunca hiç kardan adam yapamamış sıradan bir izmirli olarak hüsrana uğramıştım; ama Abant'a gittiğimizde dizime kadar olan karı görünce içimdeki çocuk pörtleyiverdi bir anda. Her güzel manzarada yanımda oturan Denizoğlan'ı dürterek bak bak ay ne güzel of çok güzel diyişimi tahmin edersiniz, gözlerimin parlamasını, açık kalan ağzımı... Ve Bolu'nun yanı sıra sadece O'nun yanında olmakla bulduğum huzur var bir de bahsetmediğim... 2012 ufak aksilikleriyle büyük mutluluklar getirdi bana, umuyorum ki tüm yılım böyle geçsin...
Uzun zamandır nereden ve nasıl başlasam bilemiyorum yazmaya, yazmaya değecek öyle güzel öyle değişik şeyler oluyorken hayatımda. Sanırım bunun nedeni "anlatmaya kalksam beceremeyeceğim" hissinden dolayı olabilir, sanki toparlayamayacağım ya da ne bileyim, sanki rüya gibi, evet evet rüya. Hani beklersin ya fırtınadan sonra biraz sakinleşmesini ortalığın, öyle bi' şey işte.
...
...

