"I don't know who you are.
I don't know what you want.
If you let my daughter go now,
that'll be the end of it.
But if you don't, I will look for you.
I will find you and I will kill you."
10/10!
Eskiden hakikaten güzel ama hakikaten salak olan hatunlarla şu erkekler nasıl zaman geçirebiliyorlar, nasıl katlanabiliyorlar diye merak ederdim. Sonra bir gün hakikaten yakışıklı ama hakikaten salak bir çocukla tanıştım, vazgeçtim böyle düşünmekten... demeyeceğim tabi. Ben dayanamadım valla. O kadar boş muabbet dönerken, o güzel kaş göze -yazar burada iyi niyetli- nasıl konsantre olabiliyorsunuz ki, duymuyor musunuz acaba söylenenleri? Hey "kızın salağı makbul" diyen adam! Bizim özgenin tabiriyle, pörtlet gözlerini oku bakayım;
"ne kadar salaksınız, ne kadar boş işlerle uğraşıyorsunuz, hepinizin kafasını koparasım geliyor."
Not: özge de salak.
3 Şubat 2012
Üç yıl önce yolda öyle yürürken arkamdan bir ses duydum, çekinircesine, bir anda ağızdan çıkmışcasına, "Cansu?". Dönüp baktım, kızın biri, tanımam etmem, kim lan bu diye düşünüyorum içimden, öyle garip garip bakıyoruz birbirimize. Kız şaşkın bir gülümsemeyle "Öykü ben, Oba'dan" "Hiç değişmemişsin, hemen tanıdım" dedi. Gözlerim evlenme teklifi almışım gibi pörtleyiverdi. Hebebe hebelebe diye kekeleyeceğim sandım.
Öykü benim ilk arkadaşım, 97'den bu yana hiç görüşmemiştik. Üstünden on küsur yıl geçipte, yolda karşılaştığımız o on saniyede beni tanımış olmasına ayrı, geçen onca yılda hiç değişmemiş olmama ayrı şaşırmıştım...
Not: Yandaki resmi Öykü'nün facebookundan yürüttüm şimdi. Scarface olan benim.
2 Şubat 2012
Buried, Irak'ta Amerikalı bir kamyon şoförünün 95 dakika boyunca 2 metre kare alanlık bir tahtadan tabutta tutulmasını anlatılıyor. Ekşisözlük'ten okuduğum kadarıyla yönetmenin bir beyanı varmış; "tek bir kural koyduk, asla toprak üstüne çıkmayacaktık" diye. Ah madem öyle, madem 95 dakika safi bir adam izleyeceğiz, bir Liam Neeson'u, bir Alexander Skarsgard'ı falan oynatsaydınız ya, gözümüz gönlümüz açılsın şöyle. Film zaten yeterince kasvetli. Ah senaristim yönetmenim ah. Alexander dedim de, True Blood'ın yeni sezonu ne zaman çıkacak yahu?
1 Şubat 2012
Ben var ya ben, eskiden sorunlu bi' kızdım, cidden. Mağazalara dükkanlara falan giremezdim tek başıma. Öyle yalnız yolda bile yürümeyi sevmezdim ki. Hahah şuna bak tek başına dolaşıyor, hiç arkadaşı yok mu ya şunun falan diye sanki insanlar hakkımda konuşuyormuş, beni izliyorlarmış gibi gelirdi. Eziklik olarak görürdüm bu yalnızlık olayını. Sürekli bir şeyler almak, bir yerlere gidip işlerimi halletmek için birilerine ihtiyaç duyardım. İşte burada da diğer bir sorun başlardı. Biriyle gün saat ayarlayıp buluşmak ayrı bir dert, buluştuktan sonra gün içindeki planlar hakkında ortak paydada buluşmak ayrı bir dert... Sonra asıl bu durum bana eziklik ve eziyet olarak gelmeye başladı. Of dedim, tuttum kendimin kolundan, taktım kulağına kulaklığı, giydirdim ayağına bi' çift pabuç, yürü dedim senle mi uğraşcam ben! Heh işte o zaman, yalnızlığı bir eziklik olarak görmeyi bırakıp, sefasını sürmesini öğrendim. "İstediğin kadar, kafana göre ve rahatça" olaya bak, güzelliğe bak yahu. Yalnız gene de geniş vadedeki yalnızlık en korkulu rüyam hala. Bir köpeğim olsa, dünya yansa omuz silkerim de, işte...