Ben kendimi bildim bileli Ürkmez'de evimiz vardı. Daha okuma yazma bilmiyordum orada sitenin veletleriyle saklambaç, yerden yüksek falan oynardım... Öyle eski ki oradaki dostluklarım, bir bilemedin iki yıl hiç görmesem hiç konuşmasam, görüştüğümüz zaman gene aynı samimiyetle hararetli hararetli konuşur dururuz hiç susmadan...
Yaz başında satılamayan evin satılacağı tuttu. Hiçbirimiz üzülmedik. Muabbeti bile geçmedi öyle o derece, biliriz kopmayız biz. Yazın denize gidemedim, koymadı. Onların gezerken tozarken resimlerini gördüm, koymadı. Beni aramadılar, koymadı. Ama bugün oraya gittiğimde öyle bi koyduki! Öyle bir koyduki!
Evi satın alan hırbo evimizi öyle bi hale getirmiş ki. Arka bahçemize beton dökmüş, çitlerimizi yıkmış. Annemin evi aldığımız zaman diktiği, benimle beraber büyüyen şeftali ağacımız hastalık kapmış, kurumuş, eciş bücüş olmuş. Yaseminlerimiz, güllerimiz açmaz olmuş, biberlerimiz üzerlerinde kurumuş, çim bile küsmüş, kara toprak kalmış...
Annemin alıpta güneşe çıkarmaya kıyamadığı, salona kurduğu o salıncağı balkonda yağmurda çamurda çürümeye terkedilmiş. Kış günlerinde gittiğimizde ellerimi ayaklarımı yapıştırdığım, önünde barbi bebek oynadığım o emektar kutucuk sobam da öyle. Ve yatağım! Benim rahat, güzeller güzeli yatağım da balkondaydı. Üstünde ananemden kalma yatak örtümle beraber...
Benim güzel çocukluğumun geçtiği o güzel evimin geldiği o hali görünce tutamadım kendimi, gözlerimden yaşlar süzüldükçe öfkelendim. Öfkelendikçe "Evi eşyalarla satalım diye babamın kıçını yaladın,eşyalarımıza böyle mi bakacaktın it" diye söylendim durdum... Muhtemelen orada olsalardı, çıkışırdımda ver evimi, ver eşyalarımı geri diye!
Ne yaşayamayacağım o üç ay tatillere, ne kışın gidipte kafa dinleyeceğim o kaçamaklara, ne de sık sık biraraya gelemeyeceğim arkadaşlarıma üzüldüm... Sadece yitirmiş gibi, eksik gibi hissettiğim o çocukluğum... Anılarım...
Bu aralar çok üzülür oldum zaten, çocukluğuma... Anılarıma...
1 yorum:
okurken içim acıdı lan bildiğin. adamı dövmeye gidelim.
Yorum Gönder