Saat 17:00 sularında çalan telefon sesi ile irkildim
televizyon karşısında yorgunluk atarken. Hiç beklemediğim bir anda, hiç
beklemediğim biri. Normalde açmazdım bile; ama açasım geldi işte. Sanırım beni saatlerce
telefona kilitlemesini istedim bu kez, meşguliyet şu sıralar hayatımda olmayan
bir şeyde… Yıllardır görmediğim bu gevezenin halimi hatırımı
sorması üzerine kurulu bir diyalog sonrasında;
“-Ee neredesin?
-Ksk’dayım, sen?
-Aa, ben de bir saate oraya geleceğim işim var, hadi gel bi yarım saat göreyim seni.
- Olur.”
Sallan(may)an sandalyemden kıçımı zar zor kaldırıp tuvalete
gittim. Aynaya baktım, bakımsız güzeldim. Saçlarımı gelişi güzel topladım, önceki günden
kalma kıyafetlerimi üzerime geçirip çıktım sokağa. Ksk çarşıda buluştuk. “Hoş geldin canım, ay özledim seni, ne
zamandır görüşmedik, nasılsın neler yapıyorsun” vs. demesini beklerken O; “Sevgilim görmesin seni, birazdan gelecek, ‘sen kısa
şortlularla mı arkadaşlık yapıyorsun?’ der bana şimdi tartışırız.” demeyi
tercih etti. Yanımda menopozlu teyze gibi durması mıydı bunun nedeni, yoksa
hakikaten böyle mi düşünüyordu? Kızar mıydı sevgilisi, böyle yargılar mıydı ilk
dakikadan, ayıp değil miydi bu? Aradan yarım saat geçti geçmedi, geldi, iri yarı sevimsiz su aygırı... Kızın dediği gibi oldu, bakışlarıyla dövdü sanki beni yüzüme baktığı epitopu o on saniyede, daha oturup bir çay içmeden kaçırır gibi götürdü
kızı yanımdan. Orospuyum ya ben. Puşt.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder