25 Ağustos 2012


Saat 17:00 sularında çalan telefon sesi ile irkildim televizyon karşısında yorgunluk atarken. Hiç beklemediğim bir anda, hiç beklemediğim biri. Normalde açmazdım bile; ama açasım geldi işte. Sanırım beni saatlerce telefona kilitlemesini istedim bu kez, meşguliyet şu sıralar hayatımda olmayan bir şeyde… Yıllardır görmediğim bu gevezenin halimi hatırımı sorması üzerine kurulu bir diyalog sonrasında;
“-Ee neredesin?
-Ksk’dayım, sen?
-Aa, ben de bir saate oraya geleceğim işim var, hadi gel bi yarım saat göreyim seni.
- Olur.”
Sallan(may)an sandalyemden kıçımı zar zor kaldırıp tuvalete gittim. Aynaya baktım, bakımsız güzeldim. Saçlarımı gelişi güzel topladım, önceki günden kalma kıyafetlerimi üzerime geçirip çıktım sokağa. Ksk çarşıda buluştuk. “Hoş geldin canım, ay özledim seni, ne zamandır görüşmedik, nasılsın neler yapıyorsun” vs. demesini beklerken O;  “Sevgilim görmesin seni, birazdan gelecek, ‘sen kısa şortlularla mı arkadaşlık yapıyorsun?’ der bana şimdi tartışırız.” demeyi tercih etti. Yanımda menopozlu teyze gibi durması mıydı bunun nedeni, yoksa hakikaten böyle mi düşünüyordu? Kızar mıydı sevgilisi, böyle yargılar mıydı ilk dakikadan, ayıp değil miydi bu? Aradan yarım saat geçti geçmedi, geldi, iri yarı sevimsiz su aygırı... Kızın dediği gibi oldu, bakışlarıyla dövdü sanki beni yüzüme baktığı epitopu o on saniyede, daha oturup bir çay içmeden kaçırır gibi götürdü kızı yanımdan. Orospuyum ya ben. Puşt.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder